Sonbaharın o nazlı esintileri arasında, zihnimde canlanan bir düş vardı. Bu düş, incecik sisin arasında kaybolan, hafifçe savrulan sarı, turuncu ve kızıl yaprakların dansıyla başladı. Rüzgar, usul usul eserken, sanki her yaprakta geçmiş zamanların fısıltısını saklıyordu. Yürüdüğüm toprak patikası, her adımda hafifçe gıcırdarken, ardımda bıraktığım izler geçmişe dair bir hikayenin parçaları gibiydi.
Düşümde, eski bir köyün yanı başında, minik bir gölet belirmişti. Göletin yüzeyi, sonbaharın renk cümbüşünü adeta bir ayna gibi yansıtırken, ufak dalgacıklar yaprakların üzerinde oynaşıyordu. Suya düşen her yaprak, suyun derinliklerine usulca karışıyor, ardından bir anlığına sanki zamanın akışı yavaşlıyor, tüm dünya sessizleşiyordu. O an, içimde tarifsiz bir huzur ve melankoli karışımı duygular uyanıyordu; sanki doğa, her yaprakta yaşamın ve veda etmenin şiirini fısıldıyordu.
Gökyüzünde, hafif bulutların arasında kaybolan güneş, altın sarısı ışıklarıyla dünyayı öpüyor, ağaçların gövdelerine ve yapraklarına hayat veriyordu. Bu ışıklar, sanki eski bir ressamın paletinden kopmuş, ustaca karıştırılmış renklerdi. Yavaşça süzülen ışık huzmeleri, hem doğanın hem de insan ruhunun geçici güzelliklerini vurguluyor, her anın değerini hatırlatıyordu.
Düşümde, o köyün dar sokaklarından geçerken, pencerelerden sızan sıcak ışıklar içten bir davet gibi geliyordu. Eski ahşap kapılar ardında, ailelerin bir araya geldiği, derin sohbetlerin ve gülümsemelerin paylaşıldığı odalar varmışçasına, yaşamın sıcacık dokusu her yerde hissediliyordu. İnsanların yüzlerinde, hayatın geçiciliğine rağmen her anı dolu dolu yaşama sevinci okunuyordu.
Bir başka sahnede, sararmış yaprakların üzerinde yavaşça ilerleyen bir nehrin kenarında durmuş, suyunun çağlayan ritmine kulak vermiştim. Nehir, kendi kendine anlattığı eski hikayeleri fısıldarcasına akıyor, etrafını sarmış yosun ve taşların üzerinde yüzyılların izlerini taşıyordu. Bu ses, içimdeki derin duyguların yankısı gibi, geçmiş ile geleceği birbirine bağlıyor, her şeyin bir döngü içinde olduğunu hatırlatıyordu.
Sonbaharın serinliği, bedenimde hafif bir ürperti oluştururken, ruhum o anı sonsuzluğa doğru uzatmaya çalışıyordu. Her adım, yaşamın döngüsünü, vedaların ardından gelen yeni başlangıçları simgeliyordu. Gözlerimi kapattığımda, yüreğimde hissedilen o eşsiz duygu, sanki doğanın en saf haliyle iç içe geçmişti; hayatın geçici güzellikleriyle dans eden bir melodi gibiydi.
Ve işte o an, sonbaharın içinde kaybolmuş bir düşte, her şeyin hem sonu hem de başlangıcı olduğunu anladım. Zaman, bu düşün içinde akarken, ben de yeniden doğan umutların ve unutulmaz anıların peşinde, sonsuz bir yolculuğa çıkmış gibiydim. Her yaprak, her ışık huzmesi ve her melankolik rüzgar, yaşamın değerini, sevginin ve veda etmenin inceliklerini birer hatıra olarak yüreğimde yer ediyordu.
Bu düş, sonbaharın o eşsiz ve geçici güzelliğinde, zamanın durduğu anların içinde, bana yaşamın ne kadar narin ve değerli olduğunu anlatan unutulmaz bir şiir gibiydi.
Chat Odaları olarak sizleri Sohbet Odalarımızda keyifli bir sohbet havasında karşılıyoruz . Sizlerle başka bir konuda görüşmek dileğiyle Sevgiler saygılar ,Seviyeli Chat Sohbet Odaları Hoşgeldiniz…
admin 44
İlk yorum yazan siz olun.